Rehber Red Dead Redemption 2 Hikayesi

KumbarEmree

Super-Mod
6 Ocak 2021
15
23
38
22
Hepinize Merhabalar Sevgili Redmtürk kullanıcıları, bugün sizlere oyunumuzun hikayesinden bahsedeceğim.
Bu sayede konu hakkında fikir sahibi olup , güzel rol senaryoları çıkarabilirsiniz.



Red Dead Redemption 2’de Van der Linde çetesine ait detayları öğrenme fırsatı yakalıyoruz. İlk oyundan bildiğimiz üzere çetenin lideri Dutch ve ikinci oyunun başlangıcından itibaren karşımıza çıkıyor ve hikayede önemli bir yer tutuyor.



Ancak ana karakterimiz Dutch değil, Arthur Morgan.

Chapter şeklinde hikaye anlatımıyla ilerleyen Red Dead Redemption 2, daha ilk sahnelerde çok etkileyici bir başlangıç yapıyor. Son derece soğuk bir havada başlayan oyunda çetenin bir soygun yapmaya çalıştığını ancak başarısızlıkla sonuçlandığını öğreniyoruz. Dutch, buldukları bir eve sığınan çete üyelerine birkaç gün burada kalacaklarını, ısınmak için burayı kamp haline getirmelerini söylüyor.


Çetenin lideri Dutch’ın tutkusu büyük bir vurgun yapıp kazandığı parayla ekibin her bir üyesine rahat bir yaşam getirmek gibi aktarılıyor başlangıçta. Dutch zaten kanunsuz Western yaşamın sonlarına gelindiğini bildiği için bir anlamda emeklilik hayatı için de büyük bir soygun yapmayı kafasına takmış durumda ve oyun boyunca şahit olduğumuz üzere hep bir sonraki soygunun son olacağını söylüyor.

İlk oyundaki John Marston’ı görecek miyiz diye etrafa bakındığımız ilk sahnelerde John’un eşi Abigail’i ve oğlu Jack’i de bu çetenin içerisinde görüyoruz. Çetenin üyeleri arasında ilk oyundan tanıdığımız Dutch Van Der Linde, John Marston, Abigail Marston, Jack Marston, Bill Williamson ve Javier Escuella dışında; Hosea Matthews, Arthur Morgan, Micah Bell gibi isimler bulunmaktadır.

Dutch tarafından ilk görevimizi aldığımızda ise oyunda Arthur Morgan karakterini kontrol edeceğimizi anlıyoruz.

Dutch, Arthur Morgan’dan yaşça çok büyük sayılmaz ama yine de Arthur’a oğlu gibi yaklaşıyor. Dutch başlangıçta bir baba figürü çiziyor diyebiliriz hatta. Arthur hem çetenin en becerikli adamı hem de sözünden çıkmadığı Dutch’ın sağ kolu.

Aldığımız ilk görevler sonucunda O’Driscoll çetesi tarafından rehin alınan Sadie Adler adlı kadını kurtarırız.



Ertesi gün, Abigail, kocası John Marston’ın iki gün geçmesine rağmen hala dönmediğini, ölmüş olmasından korktuğunu dile getirir ve bunun üzerine John’u bulma görevini alırız ve John’u yüzünden yaralanmış şekilde ölmek üzereyken bulup çetenin sığındığı eve getiririz. Böylece John’un yüzündeki yaraya ilk göndermeyi yapmış oluyor oyun. Ben ikinci oyunda John’u bu kadar erken görmeyi beklemiyordum, bu nedenle şaşırmıştım.



Dutch’ın kafaya koyduğu ilk tren soygununu yapmaya çalışırız. Leviticus Cornwall adlı kişinin trenini soyduğumuzu sonradan anlarız ve bu adam soyguncuların bulunması için The Pinkerton Agency ile anlaşmıştır.

Valentine bölgesinde çetenin üyelerinden Micah Bell ve Sean’ı kurtarma görevi alırız. Bu görevleri başarıyla tamamladıktan sonra John Marston ile bir tren soygunu daha yaparız.

Arthur Morgan, John Marston’ın oğlu Jack ile nehrin kenarında balık tutmaya çalışırken The Pinkerton Agency üyelerinden Andrew Milton ve (ilk oyundan tanıdığımız) yardımcısı Edgar Ross gelip Arthur ile Dutch’ı yakalatması için bir anlaşma yapmaya çalışırlar.



Arthur bu teklifi kabul etmez ve hemen Dutch ile konuşarak The Pinkerton Agency’nin adamlarının gelip kendisiyle yaptığı konuşma hakkında bilgilendirip Dutch’ı uyarmaya çalışır. Buna karşılık çetenin çeşitli aralıklarla yer değiştirip farklı yerlerde kamp kurması gerekir. Dutch, Arthur’a kendilerinin düzgün bir hayat kurmaya çalıştıklarını anlatarak amacını tekrar hatırlatıp Arthur’u rahatlatmaya çalışır ama Artur Morgan biz hırsızız diyerek endişeli bir şekilde yanıt verir. Dutch’ın bazı sorumsuz hareketlerinden yavaş yavaş rahatsız olmaya başlar ama çok da karşı gelemez.

Chapter 3’e geçtiğimizde bulunduğumuz bölgede iki büyük zengin aile olduğunu öğreniriz. Bunlar Gray ve Braithwaite aileleridir. Büyük vurgun yapmaya çalışan Dutch, bu ailelerden birine Hosea’nın, diğerine de John Marston’ın sızıp bu ailelerin birbirlerine düşmelerine sebep olur ve vurgunu yapıp değerli şeyleri ve altınları çalıp burdan kaçmayı amaçlar. Gray ailesi çeteyi tuzağa düşürür ve Sean’ı öldürürler. Braithwaite ailesi ise John Marston’ın oğlu Jack’i kaçırır. Jack’i kurtarmaya çalıştığımızda en son Angelo Bronte adlı İtalyan’ın elinde olduğunu öğrenir ve kendisiyle anlaşmaya vararak Jack’i kurtarırız. Bronte’nin çeteyi zora düşüren sonraki hareketleri nedeniyle Dutch, Bronte’yi yakalar. Dutch’ın Bronte’yi sorgulayacağını beklerken olaylar böyle gelişmez, Dutch biraz da keyfi olarak Bronte’yi boğarak nehirde boğarak öldürür. Artık Dutch’ın keyfi bir şekilde adam öldürmeye başladığını gören ya da kontrolü kaybettiğini düşünen Arthur Morgan artık Dutch’ın hareketlerini sorgulamaya başlar ve bunu dile getirir.



Van der Linde çetesi son büyük vurgun olarak Saint Denis’te bir banka soymaya çalışırlar. The Pinkerton Agency araya girer; John’u tutuklar, Hosea’yı ve Lenny’yi öldürür. Dutch, Arthur, Bill, Javier ve Micah bir gemiyle kaçmayı başarırlar ve kendilerini Guarma adlı bir adada bulurlar. Bu adada bile kendilerini macerada bulan ekip sonunda buradan ayrılmayı başarırlar.

Dutch artık ne zaman bir plan yapsalar The Pinkerton Agency’nin karşılarına çıkması üzerine artık ekipte bir köstebek olduğundan şüphelenmektedir. Arthur Morgan’a daha önce “Sen benim oğlum gibisin.” diyen Dutch, son zamanlarda Arhur’un hareketleri üzerine ondan şüphelendiğini belli edercesine “Arthur, artık eskisi gibi değilsin. John ile ilgili olaylarda da benim söylediklerimin dışında hareket ettin. Daha ne sırların var kim bilir!” gibi konuşmalar yapmaya başlar ve artık Arthur’un yerine Micah’ı sağ kolu gibi konumlandırır.

Dutch’ın hareketlerinden, sürekli bir planım var demesinden ve kontrolü kaybedercesine insanları öldürmesinden rahatsız olan Arthur’u kontrol ederken bir anda beklemediğimiz bir olay gelişir. Arthur öksürmeye başlar, gözleri karar ve olduğu yere düşer.



Yakınlardaki doktor gelip kendisini muayene eder ve çok kötü bir haber verir. Arthur, o dönemin tedavisiz hastalıklarından tüberküloz (yani verem) hastalığına yakalanmıştır. Bu sahne oyunun en vurucu anlarından biridir.

Bu saatten sonra olaylar hem Arthur için hem de Arthur’u kontrol eden biz oyuncular için iyice garipleşir. Artık öleceğini bilen Arthur ömrünü neye harcadığını sorgulamaya başlar. Dutch ve onun çetesi için yaptıklarının şimdi kendisine anlamsız gelmesi, sevdiği kadın yerine her seferinde kendisini çetenin yanında bulması, Dutch’ın her geçen gün artan rahatsız edici hareketleri. Bunlar kafasını iyiden iyiye meşgul etmeye başlamıştır. Bizse oyunda her an hastalıktan ölecek bir karakteri yönettiğimizin farkına varırız ve Arthur’un kafasındaki düşünceler bizi adeta iyi karakter olarak oyunu devam ettirmeye sevk eder.



John’u küçük bir çocukken kurtaran Arthur, John’a yavaş yavaş akıl vermeye başlar. Çetenin yaptığı anlamsız hareketleri dile getirir, artık ailesine karşı ilgisiz bir baba olmayı bırakıp hemen eşini ve oğlunu alıp derhal uzaklara gitmesini öğütler. Oyunun bu bölümüne kadar son derece önemsiz ve zayıf bir karakter çizen John, Arthur’a “Gitmemi istiyorsun, peki ya sadakat? Sen neden hala buradasın?” gibi sorular sorar. Arthur en iyisinin bu olduğunu açıklamaya devam eder ve ilerleyen bölümlerde sık sık John’a ailesiyle gidip iyi bir yaşam sürmelerini öğütlemeye devam eder.



The Pinkerton Agency, Van der Linde çetesini iyice rahatsız etmeye başladıktan sonra bazı üyeler çeteyi terk etmeye başlar. Buna iyice sinirlenen Dutch’ın sonraki hareketleri de iyice kendisine inananların güvenini sarsmaya başlamıştır. Dutch’ın Arthur’u ölüme terk etmesi, The Pinkerton Agency üyelerinden Milton’un kaçırdığı Abigail’i kurtaralım teklifini reddetmesi, John’u kurtarabilecekken ölüme terk etmesi en büyük problemlerdir.

Arthur Morgan ve Sadie Adler, Milton’un elinden Abigail’i kurtarırlar. Milton başından vurularak öldürülür (bundan sonra ilk oyundan bildiğimiz üzere Edgar Ross ilk isim olacaktır).



Arthur kampa döndükten sonra Dutch’a içlerindeki köstebeğin Micah olduğunu anlatmaya çalışır. Bu sırada The Pinkerton Agency de kampa baskın düzenlemek için gelince Arthur, John’un kaçmasına yardım eder ve kendi şapkasını John’a verir. Bu sahne ile Red Dead Redemption’da John’un şapkasının kıymetini yeni anlamış oluruz.

Hastalık nedeniyle de iyice zorlanmaya başlayan Arthur, Micah’ın tuzağına düşer. İkili arasında bir dövüş başlar, sonra Dutch yanlarına gelir ve Arthur son nefesiyle Dutch’ı köstebeğin Micah olduğuna dair tekrar ikna etmeye çalışır. Dutch ne Micah’a katılır ne de Arthur’a yardım eder, arkasını dönerek oradan uzaklaşır. Micah da oyuncunun ilerleyişine göre Arthur’u öldürerek ya da onu ölüme terk ederek oradan bir şekilde uzaklaşır.



Ve maalesef oyunun başından beri yönettiğimiz karakter Arthur Morgan hayata gözlerini yumar… Bazı ara sahnelerde gördüğümüz “kurt” ve “geyik” gibi sahnelerin de önemini anlarız.


Yeni bir başlangıç…
Oyunun yaklaşık %80’lik bölümünü Arthur Morgan ile oynadıktan sonra, Arthur’un ölümü üzerine oyunda John Marston’ı kontrol etmeye başlarız. Yıl 1907’dir. Oyunun bu son bölümünde John’un bundan sonraki yaşantısı, eski kanunsuz hayatını bırakıp eşinin çok istediği çiftliği almaya çalıştığını görürüz. Normal insanlar gibi para kazanmaya çalışan John Marston artık banka soymayı bırakır, eşinin istediği çiftliği alabilmek için güvenilir bir kefil bulması sayesinde bankadan kredi çeker. (Yoksa banka mı artık John’u soyuyor ) John bankadan çıkarken çeteden eski arkadaşı Uncle ile karşılaşır. Ondan sonra çeteden hayatta kalan başka kişiler de olduğunu öğrenir ve Charles’ı bulur. Bu üç kişi Abigail’in çok istediği çiftliği yaparlar. Tabii tembel Uncle pek çalışmaz

John Marston, Sadie Adler ile karşılaştıktan sonra birkaç görev daha yaparız. Para bulmak için bu sefer kanun adamlarına yardım ederek kanun kaçaklarını yakalarız.



Çiftliği bitiren John, eşine mektup yazar ve eşi Abigail ile oğlu Jack bu çiftliğe gelerek hep birlikte yaşamaya başlarlar.

Micah’ın hala yaşadığını öğrenmeleri üzerine Arthur’un da intikamını alabilmek için Sadie, Charles ve John yola çıkarlar. Micah’ı bulduklarında Micah, John’a “Hello Scarface” diye seslenir. Micah’ın olduğu yerde Dutch ile de karşılaşırlar.

Dutch orada Micah’ı öldürür ve pek bir şey söylemeden oradan ayrılır.



John tekrar çiftliğe döner. Oyunun Credits bölümünde Edgar Ross’un her yerde John’u aradığı ve sonunda yeni çiftliğini bulduğunu anladığımız, ilk oyunla kurulan bağlantılara yer verilen sahneleri görürüz. Böylece Red Dead Redemption 2’nin ilk oyunla bağlantısı kurulur ve ilk oyunun hikayesini zaten biliyorsunuz. Yıl 1911, Red Dead Redemption başlar…
 

Sado

𝐑𝐄𝐃𝐌𝐓𝐔𝐑𝐊
Administrator
3 Ocak 2021
44
39
53
Baya uzun bir hikaye meraklılarına keyifli okumalar :)
 
  • Like
Tepkiler: KumbarEmree

Benzer Konular

BU KONUYU GÖRÜNTÜLEYEN KULLANICILAR